Duyurular

>> 22 Mart Dünya Su Günü

22 Mart Dünya Su Günü Mesajı


     İlk olarak 1992'de Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı'nda önerilen "Dünya Su Günü", Dünya’mızda giderek büyüyen temiz su sorununa dikkat çekmek, içilebilir su kaynaklarının korunması ve çoğaltılması konusunda somut adımlar atılmasının sağlamak için ve bu isme bir gün adamak anlamında oluşturulmuştur.
    Galaksimizde bir yıldızın patlamasıyla ortaya çıkan Oksijen molekülünün Hidrojen molekülünü ele geçirmesiyle, Oksijen ve Hidrojen bir araya gelmiş ve hayatımız için önemli olan su oluşmuştur. Su, oda sıcaklığında renksiz, kokusuz ve tatsızdır. Başka bir maddeyi çözebilmesi en önemli bir özelliğidir. 0 °C de donar, 100 °C kaynar ve katı haldeki yoğunluğu, sıvı haldeki yoğunluğuna göre düşüktür. Suyun ısıyı iletme yeteneği benzer sıvılara göre 4 kat daha yüksektir. Ancak, buzun ve karın ısı iletkenlikleri sıvı haline göre çok düşüktür. Suyun bu özelliği sayesinde, buzul çağında birçok su canlısı buz kütleleri altında hayatta kalabilmeyi başarmıştır. Doğada saf su kuramsal bir terimdir ve sadece buhar halinde bulunur. Su bütün canlılar için hayati öneme sahiptir. Öyle ki bir insan açlığa yaklaşık 40 gün dayana bilerken, susuzluğa en çok 10 gün dayanabilmektedir. Su hayatımız için vazgeçilmezdir.

    Dünya’nın %71’i sularla kaplıdır. Bunun %97’si tuzlu sudur, %2.7’si ise buzullarda donmuş bir şekilde bulunmaktadır. Geriye kalan % 0.3’lük kısım ise insanlığın kullanabileceği göl, ırmak, dere vb. gibi tatlı su kaynaklarıdır. Sanıldığının aksine insanlığın kullanabileceği su miktarı sınırlıdır. Dünya üzerinde ki bu suyun varlığı sağlıklı bir su döngüsü ile mümkündür. Ancak küresel iklim değişikliği sonucu buzulların erimesi ve ormansızlaşma gibi etkenler su döngüsü üzerine olumsuz etkiler yapmaktadır. Bu nedenle yeryüzünde ki su kaynaklarımızın ve ormanlarımızın korunması önem arz etmektedir.

    Su ve insanlık tarihi hep yan yana olmuştur. İlk yerleşim yerleri daima büyük nehir vadilerine kurulmuştur. Nil, Dicle, Fırat, Indus, Ganj ve Sarı Nehir vadilerinde imparatorluklar doğmuş, Loire, Tuna, Ren gibi nehir kıyılarında kültürler oluşmuştur. Babil kralı Nebukadnezar Fırat üzerinde ilk köprü inşaatını yapmıştır. İnsanlık yerleşik hayata geçmeye başlayınca su, kent kültürünün kalbini oluşturmaya başlamış, su kemerleri ve sarnıçlar hayatımıza girmiştir. Suyun korunması gerekliliği ortaya çıkmıştır. Köy, kasaba ve kent merkezlerine çeşmeler kurulmuştur. Bu çeşmeler sosyal iletişim mekanına dönüşmesinin yanında kentlerin mimarisine olumlu katkıları olmuştur. Daha sonraları suyun gücü keşfedilmiş ve insan ve hayvan gücünün yerini alan ilk mekanik enerji kaynağı olan “Su Çarkları” kullanılmaya başlanmıştır. 1679 yılında Fransız bilim adamı Denis Papin basıncın artırılarak, kaynama noktasının yükseltilmesi ilkesine dayanan buhar tenceresini bulmuştur. Ve böylece ilk buhar makinesinin belli başlı ilkeleri ortaya konmuştur. Zaman içerisinde, su çarkları su tribünlerine dönüşmüş ve elektriğe uzanan süreci başlatmıştır. Suyun evlerimize gelmesi ise ancak 20. yüzyılın başlarında olmuştur ve sonrasında hijyen kavramı ortaya çıkmış, suyun bir denetimden geçmesi gerektiği fikri benimsenmiştir. Zamanla denetim ve hijyen mekanizmaları çeşme suyuna alternatif olarak suyun şişelenerek tüketilmesi gerekliliğini ortaya çıkarmıştır. Oysa şişe içindeki suyunda var olan çevre kirliliğinden nasibini alacağı unutulmamalıdır. Su ve insanlık tarihi iç içe geçmiş ve ne yazık ki bundan etkilenen ise hep su ve su kaynakları olmuştur. Nehir kıyılarında başlayan su ve insanlık tarihi, suyun şişelenip içilmesine kadar ilerlemiştir. Peki, neden içme su kaynağı olan nehirlerin yerini şişelenmiş sular almıştır. Bunun birçok nedeni olabilir ancak aşağıda belirtilenler en temel nedenlerdendir.

  1. Su kaynaklarının aşırı ve kontrolsüz kullanımı
  2. Bozulan Su Döngüsü
  3. Ormansızlaşma
  4. Yer altı sularının aşırı çekilmesi Göllerin kurutulması
  5. eltaların bozulması
  6. Nehir akış sistemlerinin bozulması
  7. Kirlilik
  8. Bilinçsiz tarım uygulamaları; bilinçsiz sulama, tarım ilaçları, hava kirliliği, toprak kirliliği
  9. Küresel İklim Değişikliği 

 

    Yeryüzünde bu ve benzeri tahribatların şiddeti ve sayısı artıkça, kullanılabilir su miktarının da ciddi boyutlarda azalacağı kaçınılmazdır. Tüm canlılar için hayati değere sahip olan su, değeri kuşkusuz ölçülemeyecek kadar kıymetlidir. Gelecekte yaşanabilir, sağlık bir Dünya için suyun değerini bilmek ve onu korumak en önemli görevlerimizin başında gelmesi gerekmektedir. Unutmayalım ki suyun olmadığı yerde yaşamın olması mümkün değildir.


    Doç. Dr. Bektaş SÖNMEZ
    Sivas Cumhuriyet Üniversitesi, Suşehri Timur Karabal Meslek Yüksekokulu